26 Mayıs 2009 Salı

Ufuk Uras'ın İncirlik'teki ABD Üssü İle İlgili Verdiği Soru Önergesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim. 26.05.2009

Ufuk URAS İstanbul Milletvekili

İncirlik Üssü 23.06.2003 tarih ve 5755 sayılı gizlilik taşıyan Bakanlar Kurulu kararı ile ABD birliklerinin kullanımına açılmış ve bu gizlilik 10.11.2003 tarihine kadar sürmüştür. Bu karar dolayısıyla açılan dava dosyaları için Başbakanlık tarafından verilen savunma dilekçelerine göre bu karar;

22.6.2004 tarihli ve 2004/7515 sayılı kararname ile 1 yıl uzatılmış,
18.04.2005 tarihli ve 2005/8712 sayılı kararname ile 1 yıl uzatılmış,
09.06.2006 tarihli ve 2006/10568 sayılı kararname ile 1 yıl uzatılmış,
17.05.2007 tarihli ve 2007/12189 sayılı kararname ile 1 yıl uzatılmıştır.

Bu bilgilere göre 23.06.2008 tarihinden itibaren de uzatan bir “gizli kararname” olduğunu anlıyoruz. Bu veriler doğrultusunda:

1- Bakanlar Kurulu kararı 2009 yılı için de 1 yıl süre ile uzatıldı mı? Uzatılmadıysa, 1975 yılında ABD ile yapılan ikili anlaşmanın çok ötesinde işlevler üstlenen İncirlik Üssü, kamuoyu tarafından tam olarak bilinmeyen yükümlülükleri de getiren faaliyetini neye dayanarak sürdürmektedir?

2- İçinde 90 adet nükleer başlık da olmak üzere ağır silahların bulunduğu İncirlik Amerikan Üssü’nün başta Irak olmak üzere, bölgemizdeki ABD operasyonlarında üstlendiği önemli ve muharip rol biliniyorken ve Anayasa’nın 92. maddenin 1. fıkrasına göre; “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir” açık hükmüne rağmen, parlamentonun bilgisi dışında alınan, sistematik bir şekilde “gizli kararname” ile uzatılan, demokratik ve şeffaf yönetim ilkesiyle çelişen bu Bakanlar Kurulu kararını iptal etmeyi düşünüyor musunuz?
3- Kararnamelerin gizlenmesi, demokratik ve şeffaf yönetim ilkesinin ve idarenin yapmış olduğu her türlü işlemin yargı denetimine tabi olmasına ilişkin hukuk devleti ilkesinin yok sayılması anlamına gelmiyor mu?

4- Anayasa’nın 125/1. maddesi “... idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır...” der. Bu anlayış hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz koşulu ise, gizlenen kararnameler ile idarenin yapmış olduğu işlem ve eylemlerin yargı tarafından denetlenmesini engellemiş olmuyor musunuz?

21 Mayıs 2009 Perşembe

Ufuk Uras: Hrant Dink'in Cenazesindeki Gibi...

NTVMSNBC'nin haberi:

Türkan Saylan'ın cenaze töreni için Teşvikiye'ye gelen İstanbul Milletvekili Ufuk Uras şunları söyledi:

"Hocayı yıllardır tanıyorum. Türkiye'nin vicdanı olduğu, kalabalıklardan belli. Tıpkı Hrant Dink’in cenazesinde olduğu gibi 7’den 70’e toplumun değişik kesimleri buradalar. Türkan Hoca, çağdaş toplumun örgütlü toplum olduğuna inanıyordu ve hiçbir zaman kendi çıkarını ön plana koymadı.

Özellikle gençlere, kadınların eğitimine önem verdi. Eğitimin eğmekten gelmediğini anlatmak istedi. O yüzden demokratik, laik ve sosyal bir Türkiye hedefi için mücadele etmek, aslında Türkan Hoca'nın bize vasiyetidir. Umarım bu bir milat olur ve bundan dersler çıkarırız.
Bizim memlekette akıl veren çok ama emek veren yok. O akıl veren yurttaşlarımızın elini biraz taşın altına koyması gerekiyor. Türkan Hoca yalnız değildi ama etrafındakileri daha da fazla büyütmemiz gerekiyor. Kimse elini ateşe sokmak istemiyor. İşte Nazım’ın dediği gibi ‘Sen yanmazsan, ben yanmazsam’ meselesi. Hep başkalarından bir şey beklemek yerine bir yerden başlamamız lazım.

İnsanlara bu kadar kolay çarpı çizmesinler. Bu kadar kolay insanları taciz etmesinler. Bizim çok daha fazla Türkan Saylan’lara ihtiyacımız var çok daha fazla örgütlü toplumdan olma direncine ihtiyacımız var.

Türkan Hoca’nın mutlaka bir politika kanaati vardı ama özel olarak bir siyasi yere angaje olmadı. Siyaset üstüydü. O kendi tarlasını ekiyordu ve çevresine çok önemli bir örnek oldu.Buradaki ortak payda zaten demokrasiden, laiklikten, sosyal politikadan, açık siyasetten yana olmaydı. Peki siyasette bunun karşılığı ne? Aslında yok. Onu inşa etmek lazım. Yani Hrant Dink’in cenazesine gelenler, buraya gelenler, 1 Mayıs’a gelenler 2 Temmuz’a gelenler alanlarda yan yana olanlar, siyasette yan yana olursa Türkan Hocamız'ı çok daha mutlu ederiz.”

18 Mayıs 2009 Pazartesi

B.A: Türkan Saylan Büyük Bir Kayıptır

Uzun yıllardır mücadele verdiği hastalığına yenilerek bugün aramızdan ayrılan Prof. Dr. Türkan Saylan, ülkemiz için yeri kolay doldurulamayacak bir insandı.

Yakınlarına, çalışma arkadaşlarına, öğrencilerine ve bütün yurttaşlarımıza başsağlığı diliyor ve derin acılarını paylaşıyorum.

Onun yıllar boyu her türlü güçlüğün ve imkânsızlığın üstesinden gelerek bu topraklardan bir daha geri dönmemek üzere sildiği cüzzam hastalığına karşı tıp alanında yürüttüğü mücadele, dünyanın unutulmazları arasına girmesine yol açmıştır.

Yine benzer ve olağanüstü önemli bir mücadeleyi, çağından sorumlu bir bilim insanı ve aydın olarak kız çocukların okutulması alanında, yaşamının son dakikalarına kadar inanç ve kararlılıkla sürdürmüş olması da hafızalarımızdan silinmeyecektir.

Bir insan ömrüne zor mücadeleleri, başarıları, fedakârlığı, ulaşılması zor kitlesel sevgiyi ve saygıyı sığdırmış olan Türkan Saylan Hocamızın hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

Ufuk URAS İstanbul Milletvekili
18 Mayıs 2009

14 Mayıs 2009 Perşembe

Panel: Dünya Hepimizin Evi, Kültürler Kardeştir

PANEL:

Dünya Hepimizin Evi, Kültürler Kardeştir

Ufuk Uras 17 Mayıs 2009 Pazar günü Hollanda -Lahey- Den Haag'ta Panel'de olacak.

Ufuk Uras, Mehmet Ağar'ın Davasında Müdahil Olmayı Talep Etti...

Haber için tıklayın

Ufuk Uras'ın TBMM Genel Kurulunda Gündem Dışı Yaptığı Koruculuk Sistemi ve Güvenlik Sorunları Hakkında Konuşma

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Gündem Dışı Yaptığım “Koruculuk Sistemi ve Güvenlik Sorunları” Konulu Başlıklı Konuşmam

13 Mayıs 2009

Sayın Başkan, Sayın Milletvekilleri,

Mardin Mazıdağ’ın Bilge Köyü’nde yaşanan vahim olay, bütün yurtta derin üzüntü yarattı ve hem bölgeyi hem de bütün Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir çok önemli meselenin bir kez daha tartışılmasına neden oldu.

Ben de bu vesile ile koruculuk hakkındaki görüşlerimi paylaşmadan evvel, bu elim olaydan dolayı üzüntülerimi ifade ediyor, ölenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Değerli Milletvekilleri,

Söz konusu katliam kamuoyuna yansır yansımaz korucular ve koruculuk müessesesinin tartışma gündemine oturmasında şaşılacak bir şey olmadığı kanaatindeyim. Çünkü, yakın tarihimizin son yirmi beş yılı incelendiğinde görülecektir ki, Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı illerde ister adli, ister siyasi olsun yargıya intikal eden ve etmeyen bir çok suçta korucuların varlığı ve rolü söz konusu olmuştur ve olmaktadır.

Koruculuk, hepimizin bildiği gibi varlığını Kürt Sorunu’nun çözülememiş olmasından alan PKK’ya karşı, jandarma, polis ve askerin yanı sıra ilave bir silahlı güç olarak devreye sokulmuştur. Her ne kadar yasası ve uygulaması daha eskilere dayansa da, devasa bir ordu çapına ulaşması, devlet tarafından Kürt Sorunu’nun çözümü adına “büyük bir keşif” olarak başvurulan “düşük yoğunluklu savaş” yıllarında olmuştur.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, bu uygulamanın halk içinde bir husumet bloklaşması yarattığı, bölgenin kimi ileri gelenleri için ekstra güç kaynağı olduğu, yasadışı davranışların temel dayanağı haline geldiği, elinde silah taşıyan korucuların da giderek her sorunun çözümünü namlunun ucunda aradıkları görülmektedir.

Değerli Milletvekilleri,

Koruculuğun çözüm politikalarının bir parçası olmak bir yana, kendisinin başlı başına bir sorun haline gelmiş olduğu aşikardır. Bu böyle devam edemez. Bu sosyal ve politik açmazdan çıkmanın zamanı gelmiştir. Darbecilerin yargılanmasını engelleyen Anayasa’nın Geçici 15. Maddesi de 27 yıldır geçemedi ama, ‘geçici’ koruculuk artık geçmeli, koruculuk kaldırılmalıdır. Bu yönde insani, sosyal ve psikolojik rehabilitasyon projeleri acilen geliştirilmelidir. Sayıları 70 bin olarak telaffuz edilen bu topluluğun, insani çözümler yoluyla, bir gelecek kaygısına düşmelerine yol açmadan, başka ve üretken alanlara kaydırılmaları bir sosyal devlet yükümlülüğüdür. Türkiye, AB’ye ve BM’ye verdiği, koruculuk sistemini kaldırma taahhüdünü yerine getirme konusunda artık adım atmalıdır.

Nitekim yapılan son tartışmalar da, Kürt Sorunu’nda çözüm imkanlarının açıkça tartışıldığı ve muhtelif önerilerin geliştirilmeye çalışıldığı bir aşamaya gelindiğini göstermektedir. TBMM olarak konunun parça başı çözümüne değil, kapsamlı bir paket olarak ele alınmasına ağırlık vermeliyiz.

Değerli Milletvekilleri,

Kürt Sorunu, iktidar ve muhalefet konumlarını aşan ve çözümüne katkıda bulunmamız gereken tarihsel bir sorunumuzdur. Yapmış oldukları grup konuşmalarında CHP ve MHP liderlerinin yaklaşımlarının bu kadar ağır bir sorunun çözümüne gereken katkıyı sunmadığı açıktır. Devletin şimdiye kadar ısrarla direndiği birçok politikasının başarısız olduğu ortadayken, yeni açılımları tartışmaya şans tanımayan katılıklar, akan kanı durdurmaya, toplumsal barışı sağlamaya hizmet etmez.

Toplumların bazen, iktidar ve muhalefet konumlarının üzerine çıkan sorunlarla karşı karşıya kaldıklarında, almaları gereken topyekün sorumluluğu, bugün biz de almalıyız. Bu nedenle önerimiz, TBMM’nin inisiyatif alması, muhalefetin sorumlu davranması, toplumda yeni bloklaşmaların ve gerginliklerin yaratılmasına yol açmaması, hükümetin ise DTP’yi ve seçilmiş belediyeleri sorunun çözümünde muhatap olarak benimsemesi ve çözüm için adımlar atılmasıdır.
Bu çerçevede:

·Her türlü etnik vurgudan arınmış bir anayasal vatandaşlık tanımının kabulü;
·Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarının demokratikleştirilmesi;
·Resmi dil Türkçe’nin dışında, isteyenlere Kürtçe dahil ana dillerinde öğrenim görme imkanlarının geliştirilmesi;
·Eve dönüşleri sağlayan, toplumsal ve siyasal yaşama dahil olmayı öngören kapsamlı bir af çıkarılması;
·Değiştirilen yer eski isimlerinin iade edilmesi;
·Bölgesel ekonomik ve sosyal dengesizliğin özel programlarla giderilmesi;
·Üniversitelerde Kürdoloji Enstitülerinin kurulması;
·Merkezden devredilen bazı yetkilerle yerel yönetimlerin güçlendirilmesi;için adım atılmalıdır.

Bu bağlamda TBMM’nin topyekün olarak bu doğrultuda inisiyatif alacağına, hükümetin gecikmeksizin gerekenleri yapacağına inanmak istiyor, saygılar sunuyorum.

Ufuk URAS İstanbul Milletvekili

12 Mayıs 2009 Salı

Ufuk Uras'ın Özürlülerin İstihdamı İle İlgili Verdiği Soru Önergesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA,

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Selma Aliye KAVAF tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim. 12.05.2009

Ufuk URAS İstanbul Milletvekili

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu gereğince özürlü yurttaşlarımız aşağıdaki hükümler çerçevesinde istihdam edilmektedir.

Madde 50 “ Özürlüler için sınavlar, özürlü kontenjanı açık olan kurum ve kuruluşlarca ilk defa Devlet memuru olarak atanacaklar için açılan sınavla eş zamanlı, böyle bir sınava ihtiyaç duyulmamışsa, özürlü kontenjanı açığı bulunduğu sürece ayrı zamanlı olmak üzere özür grupları ve ulaşılabilirlikleri göz önüne alınarak yapılır.

Özürlüler için sınavlar, özürlü grupları dikkate alınarak sınav sorusu hazırlamak ve değerlendirmek üzere özel sınav kurulu teşkil edilerek ayrı yapılır.”

Özürlülerin devlet memurluğuna alınmaları:

Madde 53 - Mevzuata uygun olmak kaydıyla; özürlülerin mesleklerine uygun münhal kadrolara atanması, mesleklerini icra veya infaza yardımcı araç ve gerecin kurumlarınca temin edilmesi esastır. Özürlülerin Devlet memurluğuna alınma şartları ile hangi işlerde çalıştırılacakları, mesleklerini icra ve infazda hangi yardımcı araç ve gereçlerin kurumlarınca temin edileceği, zihinsel özürlülerin hangi görevlere atanmasında asgari eğitim şartından istisna edileceği hususları Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

Kurum ve kuruluşlar bu Kanuna göre çalıştırdıkları personele ait kadrolarda % 3 oranında özürlü çalıştırmak zorundadır. %3'ün hesaplanmasında ilgili kurum veya kuruluşun (taşra teşkilatı dahil) toplam dolu kadro sayısı dikkate alınır.

Kurum ve kuruluşlar, çalıştırdıkları ve işten ayrılan özürlü personel sayısını üç ayda bir Devlet Personel Başkanlığına bildirmekle yükümlüdür. Bu Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlarda, ikinci fıkrada tespit edilen oranda özürlü personel çalıştırma yükümlülüğünün yerine getirilmesinin takip ve denetiminden Devlet Personel Başkanlığı sorumludur.

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu gereğince kurum ve kuruluşların % 3 oranında özürlü çalıştırma yükümlülüğünün yerine getirilmesinin takip ve denetiminden Devlet Personel Başkanlığı sorumludur. Bu çerçevede;

1-Kamu kurum ve kuruluşlar yukarıdaki mevzuat gereği 3 ayda bir açık olan özürlü kadrolarını Devlet Personel Başkanlığına bildirmiş midir?

Bildirmiş ise;

- Kamu kurum ve kuruluşlar ayrı ayrı kaç özürlü memur istihdam etmektedirler?
- Kamu kurum ve kuruluşlarının ayrı ayrı kaç kontenjan açığı bulunmaktadır?
- Bildirimde bulunmayan veya bulunup ta açık kontenjanı olan kurum ve kuruluşlar için hangi bir müeyyide uygulanmış mı dır? Uygulanmadıysa uygulanması düşünülmekte midir?
- Devlet Personel Başkanlığı açık kontenjanları kapatabilmek için ne tür bir çalışma yapmaktadır.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Ufuk Uras'ın, Melih Aşık'ın 08.05.2009 Tarihli Yazısını Tekzibi

‘‘Sayın Melih Aşık,

Benimle ilgili 8 Mayıs 2009 tarihli gazetenizde yazdıklarınız gerçekleri yansıtmıyor. Bu tür haberleri hazırlarken, Meclis büromuza bir zahmet sorsanız iyi olurdu.

1. 2 Mayıs tarihli gazetelere, örneğin, Hürriyet, Akşam, Posta, Cumhuriyet, Referans gibi, bakacak olursanız, DİSK, KESK, TMMOB, TTB Başkanlarıyla, kolkola Pangaltı’dan 1 Mayıs Taksim Alanı’na yürürken çekilen fotoğraflarımızı ve yazılmış haberleri görürdünüz.

2. Alandaki canlı yayın araçlarından Kanal 24, Sky Türk, NTV vd. görüş alırken, bir dahaki yıl Konfederasyonlarımızla birlikte 1 Mayıs’ı kutlamanın önemine vurgu yaptım. Sendikalarımız arasındaki rekabeti değil, birlikte davranmanın önemine işaret ettim, çünkü bir dizi direniş, eylem ve grev hareketinde, TÜRK-İŞ’e bağlı sendikalarımızın önemli bir işlevi olduğunu biliyorum.

3. Sabah erken saatlerde, Pangaltı’daki buluşma noktasına gitmek için Taksim Alanı’na çıktığımda, gazeteci arkadaşlarla sohbet ederken, TÜRK-İŞ heyetinin alana geldiğini görünce, onların da 1 Mayıs’ını kutladım ve oradan Pangaltı’ya, DİSK, KESK heyetinin yanına geçtim. 6 yerde gaz bombası yiyerek, o mutlu sona, 1 Mayıs Alanı’na varma bahtiyarlığına ulaştık. İsterdik ki, bütün yurttaşlarımız coplanmadan, gaz yemeden bu mutluluğu bizimle paylaşsınlar. Alanda, emekçilerle, sosyalistlerle, devrimcilerle, aydınlarımızla paylaştığımız mutluluğu, hiçbir gerçek dışı haber karartamaz.

4. İşin esası ile ilgili değil, ama yazıdaki özensizliği gösterdiği için, bilmenizi isterim ki, şu anda ÖDP’de geçici bir genel başkan vekili de bulunmamaktadır. ÖDP’nin seçilmiş bir başkanı vardır.

Peki, bu kısacık yazıda, bu kadar yanlış bilginin, teyit edilmeden verilmesi doğru mu? İşi gücü tezvirat yapmak olan kesimlerle ilgilenmiyorum, ama Milliyet gazetesinin önemi ve değeri ortadadır. Okuyucuyu doğru bilgilendirme takdirini size bırakıyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Unutmayın ki, önyargı yargıların en kötüsüdür.

Saygılarımla."

8 Mayıs 2009 Cuma

Ufuk Uras'ın Koruculuk Sistemi ile İlgili Verdiği Soru Önergesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir ATALAY tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim. 08.05.2009

Ufuk URAS İstanbul Milletvekili

Mardin’in Bilge köyünde yaşanmış olan insanlık dışı katliam bir kez daha göstermiştir ki, köy koruculuğu sistemi, uzun yıllardır kanayan bir yaradır. Yaratılmış olan sorunlar bir türlü kontrol altına alınamamakta, demokratik hukuk devleti işleyişi tesis edilememekte, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde adeta dukalıklar varlığını sürdürmektedir.

Geçmiş yıllarda pek çok hukuk dışı ve keyfi uygulamaya girişerek insan hakları ihlali yapan köy korucuları, bölgede genel nüfusa ve özellikle kadınlara yönelik yaygın olarak suç işlemeye devam etmekte, köylere geri dönüşün önünde de önemli bir engel oluşturmaktadır.

Türkiye, AB’ye ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişiler Özel Temsilcisi’ne verdiği, koruculuk sistemini kısa vadede kaldırma taahhüdünü yerine getirme konusunda herhangi bir adım atmamaktadır. Gönüllü ve geçici koruculuk yapmış ve yapmakta olan kişilerin silahsızlandırması için herhangi bir girişimde bulunulmamaktadır. Bu kişilerin eğitim, güvenlik, köylerin yeniden inşası ve ormancılık gibi hassas alanların dışındaki sektörlerde istihdamı ile sosyal ve psikolojik rehabilitasyonunun sağlanması yönünde de herhangi bir çalışma yapılmamaktadır.

Koruculuğun tasfiye edilmesi ve köyünü terk etmek zorunda kalmış veya bırakılmış vatandaşların köylerine geri dönüşlerinin ve bildikleri alanlarda üretime yeniden katılmalarının sağlanması gereği konusunda bölge insanlarında görüş birliği bulunmaktadır. Ancak engellerin bir nedeni, korucuların bazı bölgelerde boşaltılmış köylerde işgal ettikleri arazi, bağ ve bahçeleri yıllardan beri kullanmakta olmalarıdır. Bunlara dayanarak;

1. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde kaç köy korucusu bulunmaktadır?

2. Mevcut köy korucularına aylık ve toplam ne kadar maaş ödenmektedir? Maaşlar tek tek koruculara mı, yoksa aslında korucubaşı sıfatıyla bilinen ağalara topluca mı ödenmektedir?

3. Köy korucuları hangi adi suçlara karışmışlardır? Hangi suçlardan, kaç kişi yargılanmıştır? Köy korucuları arasında kaçakçılık, esrar-eroin ticareti gibi suçlardan kaç kişi yargılanmıştır?

4- Bugün veya yakın geçmişte köylerinde koruculuk sistemi olan, ailelerinde veya hısım/akrabaları arasında korucu bulunan milletvekilleri kimlerdir, bunlar hangi partilere mensuptur?

5.Koruculuğu kabul etmediği için idare tarafından kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürerek adli makamlara başvuran kişi ve köyler olmuş mudur? Olmuş ise sonuçları nedir? Bu nedenle köylerini terk edip aileler ve topluca köyler var mıdır? Var ise bugün mülklerinin durumu nedir?

6. Köy korucularına dağıtılmış kaç silah bulunmaktadır? Ellerindeki mühimmat miktarı nedir? Bu silahlarla işlenmiş olan suçların kapsamı nedir?

7. Köylerini terk etmek zorundan kalanların malları ve evleri resmen korucu ailelerine dağıtılmış mıdır? Korucu aileleri bu topraklarda üretim yapmakta mıdır?

8. Koruculuğun tasfiyesi ve korucuların silahsızlandırılması ile ilgili herhangi bir çalışma var mıdır?

9. Gönüllü ve geçici köy korucularına dönük sosyal ve psikolojik rehabilitasyon projeleri hazırlanmış mıdır? Korucuların kişisel güvenlik ve istihdamları açısından geleceklerinin planlanması için projeler geliştirilmiş midir?

10. Türkiye, AB’ye ve BM’ye verdiği, koruculuk sistemini kısa vadede kaldırma taahhüdünü yerine getirme konusunda neden herhangi bir adım atmamaktadır?

11. Bu taahhüt yerine getirilmediği gibi, Mayıs 2007’de Köy Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle hükümete 60.000’e kadar yeni korucu alımı yapma yetkisi verilmiş midir?

12. Bölgede yeni korucu kadroları açılmak istendiğine dair bir çalışma var mıdır?

İdris Melek Ufuk Uras'ı Ziyaret Etti!

Çamlıhemşin Bağımsız Belediye Başkanı İdris Melek, ÖDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras'ı TBMM'de ziyaret etti.

TBMM'de gerçekleşen ziyarette Çamlıhemşin Belediye Başkanı İdris Melek, seçim çalışmalarına 4 yıl önce başladıklarını belirterek, farklı görüşlere sahip Çamlıhemşin halkını bir araya getirdiklerini söyledi. Çamlıhemşin'in bugüne kadar 8 belediye başkanı olduğunu ve hepsinin de bağımsız seçildiğini bildiren Melek, başkanlık döneminde kimseyle çatışmak değil, çalışmak istediklerini kaydetti. ÖDP İstanbul Milletvekili Uras da Çamlıhemşin'in, Başbakanın seçim bölgesi olduğunu, kendilerinin yöre halkını her zaman destekleyeceklerini ifade ederek, ''Sayın Başbakan bütün belediyelere eşit davranılacağını söylüyordu, şimdi bunu Çamlıhemşin'de test etmiş olacağız'' dedi.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

3 Mayıs 2009 Pazar

Ufuk Uras’ın Nisan Ayı Faaliyet Raporu

Ufuk Uras Nisan Ayında:

01.04 günü; Bir İrlanda gazetesine mülakat vermiştir. Seçilen DTP’li belediye başkanlarını, Tunceli, Diyarbakır, Batman, Siirt, Şırnak, Hakkari, Van, Iğdır, Viranşehir’i kutlamıştır. Ayvalık adayımızın ve Samandağ, Dikili ve Çamlıhemşin Belediye Başkanlarını kutlanmıştır. Ermeni vakfı seçimlerine şaibe karıştırıldığı iddiası üzerine yetkililerle görüşmüştür. CNN’de Reha Muhtar’ın programına katılmıştır.

o3.o4 günü; İktisatçılar Haftasına katılmıştır. Gündüz Vassaf, Besim Üstünel ve Binnaz Toprak ile sohbet gerçekleştirmiştir.

04.04 günü; ÖSP toplantısına katılmıştır.

o5.o4 günü; Beypazarı ve Karaşar köyünü ziyaret etmiştir.

06.04 günü; Barak Obama'nın Genel Kurul konuşması üzerine basına görüş vermiştir. Kütüphaneciler Derneği Başkanıyla görüşmüştür.

07.04 günü; ODTÜ Uluslararası İlişkiler Klübü öğrencileri ile söyleşi yapmıştır. SODEV gençliği ziyareti ve erken evlilikler ile ilgili kampanyalarına destek isteğini görüşmüştür. Alp Selek’le Pınar Selek’in hukuki durumunu konuşmuştur. Mayıs’da Yaşam Kooperatifi'yle görüşmüştür.

08.04 günü; Mecliste TVlere çeşitli konularda görüş vermiştir.

09.04 günü; İşçi partililer tarafından saldırılan, İlkay-Necmi Demir’in oğlu Güneş’e geçmiş olsun dileklerini iletmiştir. Kadın eşitliği komisyonundan, kadın vekil aday lehine çekilmiştir.

10.04 günü; Zihni Sinir‘in atölyesini ziyaret etmiştir. Kanal A ile Kıbrıs Ergenekonu üzerine söyleşi yapmıştır. ATV ile bağlantı gerçekleştirmiştir

11.04 günü; İstanbul Film Festivalinde İtalyan Ergenekonu ile mücadele sürecini anlatan İl Divo filmini izlemiştir. Beyoğlu Sinemasının kapatılması konusunu görüşmüştür.

14.04 günü; Divriği Dergisi'yle görüşmüştür. Sivas İl Başkanının ziyaretinde Divriği’de oyların düşmesini değerlendirmiştir.

15.04 günü; PirSultan Derneği Başkanı Fevzi Gümüş ile Mecliste görüşmüştür. Necdet Saraç'la görüşmüştür. Şinasi Sahnesinde “Rita’nın şarkısı” oyununu izlemiştir. DTP operasyonları ve Ergenekon son dalgası ile ilgili basın açıklaması yapmıştır.

16.04 günü; Meclis İçişleri komisyonuna katılmış ve 1 Mayıs tatili ile ilgili verdiğimiz yasa teklifi üzerine konuşmuştur.

18.04 günü; Cumartesi anneleri eylemine katılmıştır.

20.04 günü; Hrant'ın davasını Oral Çalışlar ile izleyip, basına görüş vermiştir. Rakel Dink ve Fransa’dan gelen avukatlarla öğlen yemeği yemiştir. Koordinasyon toplantısına katılmıştır.

22.04 günü; Meclis kapısında çocuk evlilikleri üstüne SODEV’in eylemine katılmıştır. Uluslararası bir barış grubuyla görüşmüştür. KESK Başkanı ve beraberindeki heyetle görüşmüştür. Çalışma Bakanını DİSK ve KESK başkanları ile buluşturarak Taksim konusunu görüşmüştür. DTP’nin basın toplantısını ve oturma eylemini destekleyerek, sabaha kadar Mecliste kalmıştır.

23.04 günü; Meclis kütüphanesinde, TRT’nin Egemenlik Haftası canlı yayın paneline diğer partilerin temsilcileriyle katılmıştır.

24.04 günü; Taksim’de, “Çocuklar için Adalet” inisiyatifinin, tutuklu çocuklar için gerçekleştirdiği protesto eyleminde konuşma yapmıştır. TMMOB’da 1 Mayıs belgeseli çekimleri yapılmıştır. Momo –Kızkardeşim filmini izlemiştir.

25.04 günü; Şirin Cemgil’in cenazesine Ertuğrul Kürkçü ile gidip, Cemevinde bir konuşma yapmıştır. Deniz Türkali, Hale Soygazi, Yıldırım Türker ve Halil Ergün ile sohbet etmiştir.

26.04 günü; Kınalı Adası’nın muhtarı ile sohbet etmiştir. Belediye Meclisi üyesi ve Adalar Belediye Başkanının danışmanı Raffi Hermon’la sohbet etmiş ve adanın sorunları konusunda bilgi almıştır.

27.04 günü; DSİP’lilerle sohbet etmiştir. Koordinasyon toplantısına katılmıştır.

28.04 günü; Genç sinema yönetmenleriyle görüşmüştür. Genel Kurula katılmıştır.

29.04 günü; Yeşiller Partisi Başkanı Cem Özdemir, eşi, Alman gazeteciler ve Büyükelçilik temsilcileriyle görüşmüştür. Hukuk Fakültesi’nde Dekanı ziyaret etmiş ve “Yarınlar Bizimdir” inisiyatifinin paneline, Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç ile katılmıştır.

30.04 günü; Ankara’lı bazı Partililerle görüşmüştür. 7. Paket kampanyasını yürüten yurttaşlarla birlikte basına açıklaması yapmış ve topladıkları imzaları Meclis Başkanlığına göndermiştir.

01.05 günü sabah Saruhan Oluç ile Taksim’e çıkmıştır. Türk-İş heyetini kutladıktan sonra Pangaltı’ya geçmiştir. Heyetle gaz yiye yiye Taksim’e çıkmıştır. Sky Türk, Kanal 24, NTV'ye görüş vermiş, akşam da Haber-Türk’ün programına katılmıştır.